Sonsuzluğa Farklı Açılardan Bakış
Sonsuzluk fikri üzerine çalışan insanların bile kolaya indirgeyemeyeceği ve tek oturuşta anlatmak istediklerinde her dalına değinemeyecekleri derecede külfetli bir konu. Birden fazla disiplini ilgilendirdiğinden, sadece o disiplinin bakış açısıyla farklı yorumlar getirilmesi bile bu konunun tek bir hap forma indirgenemeyeceğini gösteriyor.
Çok derinleşmeden şunları söyleyebilirim: Ne kadar yorucu olmayacak şekilde yazmaya çalışsam da bence okurken sizin de zihninizde canlanacak yeni fikirlerle beraber beyin jimnastiği yaptığımız bir yazı olacak. Başlıktan da görüldüğü üzere, sonsuzluğun klasik konularındansa düşünme egzersizi yapmak için daha dip köşelerdeki konulara değinmek istiyorum. Okuması kolay olması için çabalayacağım, bundan endişeniz olmasın.
Sonsuzluktan Korkmak
Sonsuz kavramını hayal etmeye çalıştığımızda, onun uçsuz bucaksızlığı konuşma esnasında iki tarafça bilinse bile, insan kendisini çok küçük görüyor ve bu durum bir değersizlik hissine yol açıyor. Bu, sonsuzluğa dair akla gelen ilk korkulardan birisi. Başta da dediğim gibi akla gelen ilk konuyu konuşmak istemiyorum.
Sonsuzluğu dilimizde betimlerken birkaç sıfat kullanırız; bunlardan biri de "dipsiz kuyu"dur. Gelin bunu biraz inceleyelim: Gerçekten dibi olmayan bir kuyu düşünüldüğü kadar korkutucu mu?
Öncelikle bu kelime bütünü kullanıldığında tabii ki sonsuz uzunlukta bir kuyudan bahsedilmiyor; dibi gözükmediği için onun çok derin olduğunu vurgulamak amacıyla söyleniyor, bunda bir sorun yok. Ben gerçekten dipsiz bir kuyuyu düşünmek istiyorum.
Dipsiz bir kuyuya düştüğünüzde veya bunu düşündüğünüzde size korkutucu gelen şey kuyunun asla bitmeyeceği mi, yoksa sizin öngöremediğiniz ve kendinizi kurtaramadığınız bir anda bitmesi mi?
Bana kalırsa bizim gözümüzü korkutan o düşüşteki dar ve havasız yol değil; karşımıza çıkabilecek o sert ve öldürücü duvar. Sonsuza kadar süzülme durumundansa sonunu kestiremediğimiz o belirsizlik hissi...
Sonsuzluğun altına saklanmış o belirsizlik sadece soyutlarda kalan teorik kuyularda değil, günlük yaşantılarımızdaki ilişkilerimizde de geçerli. Birine duyduğunuz yoğun sevgi ve aşkın sonsuza kadar sürebilme ihtimalindense her an bitebileceğine dair o kuşku ve yarı yolda kalabilme ihtimali... Az önceki örneğimizdeki gibi; o akış durumundaki sonsuzluğu yaşamaktansa her an çakılacağımız ihtimali bizi korkutan his. Özetle kuyunun dipsiz olmasından değil, beklemediğimiz anda sonlanmasından korkuyoruz.
İki Zıttın Benzerliği
Sonsuz kavramını düşündüğümüzde veya matematikte sembolize ettiğimizde, onun ulaşılamayacak büyüklükte olduğunu anlatmaya çalışırız. Ancak sıfırı anlatmak istediğimizde, onun sonsuzun aksine "hiç olma" durumundan bahsederiz; yani değerini ölçtüğümüz şeyin olmama durumu.
Hadi gelin bu sınırlı ömrümüzü sonsuza çevirelim, insanlığın yüzyıllardır aradığı o ölümsüzlüğü bulmuş olalım. Önceki paragrafta bahsettiğimiz aşk duygusu dahil, bizi bu hayata bağlayan bütün önemli duyguları düşünün. Çok sevdiğiniz insanı kaybettiğinizde, onu tekrar eskisi gibi göremediğinizde en çok istenen şey, sizi en rahatsız eden özelliğini bile son defa görebilmek olur. Elinizden gittikten sonra onu "son bir defa" görebilmek için yapılamayacak şey yoktur.
O ölümsüzlüğe sadece siz sahipseniz, sizin en büyük sınavınız değer verdiğiniz her ilişkinin bitişini görecek kadar yaşamak olacak. Belki de insanlığın en büyük hayali, sadece belirli kişilere verilirse onların en büyük zulmüne dönüşecek. Kısaca, önem verdiğimiz her şeye değer katan bir diğer unsur da onun sonlu olmasıdır.
Eğer hayat sonsuz uzunlukta olursa, yaptığımız herhangi bir davranış kendi iç anlamını yitirir; çünkü onu şimdi yapmanızla sonsuz süre sonra yapmanız arasında hiçbir fark kalmayacaktır. Yani eylemleri sonsuz sürede yapmak, onları hiç yapmamakla aynı değere yakınlaşır.
Sağ ideolojileri aklamak için kullanılan bir şey olduğunu düşünsem de At Nalı Teorisi bu örnek için uygun olacak: Sonsuzluk gibi bir büyüklüğe yaklaşmak, aslında ters yoldan hiçliğe, yani sıfıra yaklaşmaya benzer. Dünyada yaşayan bir insanın gözüyle sonsuz mutluluğun olduğu cennet tasvirine bakarsak, aslında bunun hiç de mutlu edici olmadığını görebiliriz; çünkü şu anda değer verdiğimiz her şey orada anlamsızlaşır. Tabii cennet tasvirine dünyadan bakan bir insan olarak yaptığım bu yorumun gerçekte nasıl hissettireceğini bilemem.
Sonsuzlukta İradesizlik
Bu yazıda farklı konulara değinmek için çabalamıştım ama bu paragraftaki konu popüler olsa da konuşulmaya değer görüyorum. Bu yazıyı yazma fikri Netflix'teki Sonsuzluğun Sınırları belgeselinden çıkmıştı. O yapımda birçok ilgi çekici konudan bahsetseler de benim için sonsuzluk kavramını en iyi anlatan kısım, sonsuzluğu sonlu bir kutunun içine sıkıştırma fikriydi. İlginizi çektiyse yapımı izlemenizi öneririm ama ben burada anlatmak istediğime değineyim biraz.
Kapalı bir kutunun içine elma yerleştirdiğinizde, sonlu bir vakitte bile zamanla onun çürüdüğünü görürsünüz; bu gayet normal. Fakat süreyi sonsuza çektiğimiz anda o elma zamanla bir toz bulutuna dönüşür. Daha sonra —normalde düşük sıcaklıklarda gerçekleşme ihtimali trilyonda bir basamağında bile düşükken— sonsuz sürede her olasılığın gerçekleşmesi gerektiğinden, o hafif atomlar füzyon reaksiyonuna girer. Zamanla daha ağır metallere dönüşerek içeride bir füzyon reaktörü (küçük bir yıldız), hatta düşünce deneyimizdeki kutudaki madde yeterince büyükse küçük bir kara delik bile oluşturabilir.
O en baştaki elma, entropi kavramını duyan insanların kulağını tırmalayacak şekilde, o sonsuz ihtimal bulutundan tekrardan en baştaki elma haline de gelebilirdi. Ne kadar sonlu dünyamızdan bakınca bu mümkün görünmese de sonsuzluğun boyutunu ne kadar büyük görürsek görelim onu asla tam olarak anlayamadığımızı çok iyi kanıtlıyor.
Gelin bu fiziksel olayları bir kenara bırakalım ve insanın kendisine geçelim: Eğer sınırlı sayıda atom varsa ve bu sonsuz zamanla birleşirse, aynı olasılıklar defalarca kez tekrardan yaşanacaktır. Eğer bu evren sonsuzsa, sizin hayatınızı sizin yaptığınız tercihlerle çok defa yaşayan veya yaşayacak birileri oldu demektir. Çünkü siz, bütün olasılıkların yaşandığı o evrende onlardan sadece bir tanesini yaşayan bir atom bütünlüğüsünüz.
Sizin yarın işe geç kalan haliniz de işsiz olan haliniz de veya tam vaktinde giden haliniz de yaşandı, yaşanacak veya paralel evrenler varsa yaşanıyor. (Sonsuz vakti paralel evrenle karıştırmayalım, o farklı bir konu; ben sadece araya atayım dedim.) Nietzsche, bu ihtimaller karşısında iradenin, alınan yeni ve özgün kararlar yerine yaşanılan o anı daha iyi şekilde yaşayacak kararlar almak olduğunu düşünmüştü.
Sonsuzluğun Sonu
Aklımıza gelen ilk sonsuzluk fikirlerindense daha farklı konulara gitmeye çalıştım. Bunlar benim başkaları bu konuda konuşurken aklıma gelenler olduğu için belki de sizin de daha öncesinde aklınıza gelmiştir. Ancak tükettiğim içeriklerde bu konulara, en azından bu yazıdaki bakış açılarıyla değinen birini görmemiştim.
Sonsuzluk kavramının sonunu getirmek komik ve imkânsız olsa da en azından bu evrenlik yazının sonuna geldik. Sonsuz vakit sonra, tekrardan bu yazıyı yazdığım ve sizin bu yazıyı okuduğunuz o vakitten önce buluşmak dileğiyle...
Ne zaman okuyorsanız; iyi günler, iyi akşamlar, iyi geceler!